left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 19 April 2014
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KARAOĞLAN’DAN UZUN ADAM’A Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDRIM   
Thursday, 17 April 2014

 

 

Türkiye Enerji Su ve Gaz İşçileri Sendikası TES-İŞ üyesi işçiler enerji santrallerinin ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı direnişlerini bugünlerde Ankara caddelerinde sürdürüyorlar. “Özelleştirmeye, talana ve yandaş rantına karşı” Kurtuluş Parkı’nda nöbet tutan işçiler coplanıyor, gazlanıyor. Sosyalist partiler, HDP ve bazı CHP milletvekilleri dışında sahip çıkanları yok.

Hafta başında Kızılay meydanında bildiri dağıtıyorlardı. Bildirinin başlığı “ÖzelLEŞtirme Yağma Talan ve Soygundur!

Son derece çarpıcı ve açıklayıcı bir başlık. Özelleştirmenin nasıl bir yağma ve soygun olduğu konusunda kısa sohbetin ardından bildiriyi elime tutuşturan işçiye sordum:

— Şikâyet ettiğiniz AKP hangi sendikanın genel merkezinde kuruldu?

Yanıt veremedi. Ben söyleyince acı acı gülümsedi.

Devamını oku...
 
Hak_Par, HüdaPar, BDP ve AKP Yazdır E-posta
Yazar Hamid Omer   
Monday, 14 April 2014

 

Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par)

Kemal Burkay başkanlığında 2014 Yerel Seçimlerini geride bırakan Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par), Burkay imzalı ilk değerlendirmesinde “Partimiz bu seçimde geniş bir alanda aday gösterdi ve dar olanakları ölçüsünde aktif bir çalışma yürüttü.” diyerek başarılı olunduğunu ima etti. Başarının inanç, kararlılık ve uzun soluk isteyen bir iş olduğunun belirtildiği açıklama bir anlamda 'zorunlu' bir gereklilikten öteye gidemiyor. 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) henüz kesin ve resmi sonuçları açıklamadı ancak Kemal Burkay da Kemal Kılıçdaroğlu da kendi memleketlerinde arzuladıkları başarıyı yakalayamadılar. Kemal Burkay'ın “uzun soluklu” derken neyi ve hangi zamanı işaret ettiğini anlamak için kesinleşmeyen sonuçlarda Hak-Par'ın aldığı oy oranlarına bakalım.

Devamını oku...
 
“BİZİM HALKIMIZ ZATEN KOMÜNİSTTİR!” Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Monday, 14 April 2014

 

 

30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye Komünist Partisinin adayı 44 yaşındaki sağlık memuru Fatih Mehmet Maçoğlu, Tunceli’ye bağlı Ovacık ilçesinin belediye başkanı seçildi. Gazete ve televizyonlar, bu haberi “Türkiye tarihinde ilk komünist belediye başkanı” diye verdi. Doğrudur, Komünist adını taşıyan bir partiden, kendini komünist ilan eden (daha doğrusu komünist olduğunu saklamayan) ilk belediye başkanıdır o. Fakat gerçekte, komünist olan ilk belediye başkanı mıdır? Bağımsız olarak Belediye başkanlığını kazanan Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in komünist olmadığını kim ileri sürebilir.

Yalnız Fikri Sönmez mi? Türkiye’nin yakın tarihinde komünist bir ruh taşıdığı halde, bu sıfatı kullanamayan başka belediye başkanları yok muydu? "Günahlarını almış olmayayım" ama Ankara Belediye Başkanlarından Vedat Dalokay’ın da öyle olduğu kanısındayım. Geçen dönem Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın da hakkını yemeyelim. Bizde “komünist” kavramı uzun yıllardır yasak ve lanetli olduğu için pek çok aydın bu sıfatı kullanamadı. Bu nedenle Ovacık Belediye başkanı için “Türkiye’nin ilk komünist belediye başkanı” demek yanlıştır.

Devamını oku...
 
Nur SÜRER: MİRZABEYOĞLU VE SARP KURAY’IN YARGILANMASI HUKUK KATLİAMIDIR Yazdır E-posta
Yazar ADIM dergisi   
Sunday, 13 April 2014

-Nur Hanım, eşiniz devrimci Sarp Kuray’ın yargılanma sürecini kısaca anlatabilir misiniz?

-Tabi. Sarp, 12 Eylül darbesini bir biçimde haber aldığında, yani bir iki ay sonra darbe olacak diye yurt dışına çıkıyor. 13 yıl mülteci olarak yaşıyor Fransa’da. Sonunda, yani seksenlerin sonunda örgütün artık gereksiz olduğuna karar veriyor ve silahlı mücadelenin hiçbir işe yaramayacağına kanaat getirdikten sonra örgütü feshediyor. Bildiğim kadarıyla Yunanistan’da oluyor bu toplantıları ve Türkiye’ye dönmeye karar veriyor. Yani ilerde belki legal siyasetin içinde olabilirim falan düşüncesiyle, geldiği zaman üç buçuk dört aya yakın cezaevinde kalıyor. Ve ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Bu serbestliği 16 yıl sürdü, 16 yıl sürekli yargılandı. İlkinde beraatle sonuçlandı, Yargıtay’dan geri döndü, beraat olmaması gerekiyor diye. İkinci defa verilen ceza 168’den, silahlı çete kurmaktan, o da Yargıtay’dan geri döndü. Sonunda, yani eskinin idamı, yani idam kaldırıldığı için...

Devamını oku...
 
HANGİ HUKUK? Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Saturday, 12 April 2014
 
 
Hukuk deyince devletler hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, borçlar hukuku, idare hukuku, özel hukuk, kamu hukuku gibi kavramlar akla gelirdi.
Bir de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilmek için iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğinden söz edilirdi.
Meğer bir de “milli hukuk” varmış.
Söyleyenin adını anmaya değmez, gerçekten değmez. Kırpık bıyıklı malum kişi diyelim.
Anayasa Mahkemesi (nasıl olduysa) twitter yasağını “ifade özgürlüğünün ihlali” sayınca, malum kişi esmiş gürlemiş. Twitter’in yabancı şirket olduğunu, AYM’nin yabancı şirketin ticari çıkarları ile Türkiye’nin milli ahlaki değerleri arasında tercih yaptığını söylemiş; “Milli bulmuyorum, saygı duymuyorum” diye vurgulamış.
Devamını oku...
 
O...YATACAK YERİ YOK Yazdır E-posta
Yazar Seymour M. Hersh   
Tuesday, 08 April 2014


 Dünyaca saygın Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour M. Hersh'in London Review of Books sitesinde yayınlanan "The Red Line and the Rat Line" başlıklı makalesinde Guta'daki kimyasal saldırının ardında Erdoğan hükümetinin olabileceğini iddiasıy Türkiye'yi sarstı.

 
2011 yılında Barack Obama, meclise danışmadan, Libya’da müttefik bir askeri müdahaleye öncülük etmişti. İddialara göre geçtiğimiz ağustos ayında, Şam’daki Guta bölgesinde sarin kimyasal saldırısı gerçekleşti. Obama, 2012 yılında kimyasal silah kullanımı ile ilgili “kırmızı çizgiler” konusunda Suriye hükümetine gözdağı vermek istedi ve hava saldırısı başlatmaya hazırlandı. Planlı bir müdahaleye geçmeden kısa bir süre önce, müdahale için kongre onayı aramaya başlayacağını duyurdu. Obama, Esad’ın kimyasal silah kullanımını Rusya aracılığında terk edeceği yönündeki vaatlerini kabul etti. Kongre oturumundan sonra saldırı ertelendi ve sonunda iptal edildi. Peki Obama saldırıyı neden erteledi ve Libya konusunda çekingenlik göstermezken, Suriye mücadelesinden neden vazgeçti? Cevap, kırmızı çizgileri dayatan yöneticiler ile savaşa girmenin adaletsiz ve yıkıcı olduğunu düşünen askeri liderler arasındaki çatışmanın altında yatıyor.
Devamını oku...
 
Diktatörün Kıllarından Önce Kendi Çıbanlarımızdan Başlamak ! Yazdır E-posta
Yazar Deli Gaffar   
Monday, 07 April 2014
Resim : Alex Lavrov'dan "All the Wonderfull Toys 2013"

All the Wonderfull Toys 2013 – Ressam : Alex Lavrov

Deliyim ama biraz tababet bilgim var, eh eksik olmayın sayenizde siyaset de tahsil ettim. Müsadenizle seçim analizlerime devam edeyim. Efendim çıban, bilindiği üzere mikrobik bir yapıdır, vücudu tutuğu yerde iltihap ve irin oluşturur ve kurtulmanın tek yolu da kurutmak ya da kesip atmaktır. Çıban umumiyetle kaba et ya da sırt gibi yaşamsal işlevi olmayan yerlerde çıkar ancak öylesine rahatsız edicidir ki bütün bünyenin fonksiyonlarını sekteye uğratabilir.

Diktatörlüğe karşı mücadelemizde bizi en çok engelleyen unsur işte bu kıçımızdaki çıbanlardır. Onun için diktatörün kıllarına kafayı takmaktan ziyade kendi çıbanlarımıza odaklanmamız, bunlardan kurtulmaya bakmamız gerekir. Misal, Oral Çalışlar böyle bir çıbandır işte. İlk bakışta solcu, soldan ekmek yemiş, yemeye devam eden bir adamdır, çağdaştır, demokrattır, şudur budur.. Ekmeği bizden yer, ama hizmeti AKP’yedir.  Ufuk Uras çıbanların başka bir örneğidir. Solcudur, demokrattır, muhaliftir, carttır curttur ama rakı kadehlerini diktatörün şerefine tokuşturur.  AKP’nin sofrasına teşrif eden yol düşkünü aleviler böyleleridir, AKP’li belediyelerle içli dışlı ilişkileri olan sözde CHP’li BDP’li müteahhitler bunlardır, AKP’nin İzmir, Kadıköy, Beşiktaş vs. bölgelerde vitrine çıkardığı adamları böylesi çıbanlardır. Özellikle çağdaş, demokrat, beyaz, bıyıksız, sarışın, şık giyimli, yüksek topuklu falan falonlardır.. Zaten AKP ya da CHP’de siyasete girmiş olmaları onlar için sadece bir kader-kısmet meselesi gibidir. Örneğin bunlardan biri diktatörün kapısından def edilince mecburen bu tarafa geçmiş ve başka bir zanaatı olmadığı için uygun bir çıban kadrosu kollayan Ertuğrul Günay’dır.

Devamını oku...
 
Sen “MİLLİ İRADEYİ TEMSİL” ediyorsun. Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Wednesday, 02 April 2014

Hikmet Kıvılcımlı’nın Yarım Yüzyıl Önce Bugün İçin Yazdığı Bir Yazı

 Kivilcimli-sepia-kal.jpg

Yarım Yüzyıl önce Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye’nin Ekonomi ve Politikasına yönelik olarak 1965’teki seçimler vesilesiyle yaptığı analizi aktarıyoruz. Sanki bugün için yazılmış gibi.

Yarım yüzyılda hiçbir şeyin değişmediği çok daha iyi görülüyor.

Bugünkü Türkiye’nin ekonomi temeli ve politikasını anlamak için nefis bir yazı.

Ayrıca edebi olarak da tadına doyum olmaz bir yazı, ama bazı lezzetleri tadabilmek belli bir gayret gerektirir.

D.K.

31 Mart 2014 Pazartesi

Neden Böylesine Coşarlar?

Hikmet Kıvılcımlı

Devamını oku...
 
HIRSIZLIK REFERANDUMUNU KİM KAZANDI? Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldıtım   
Tuesday, 01 April 2014
 
Sıradan bir yerel seçim değildi. Yerel seçim olmanın ötesinde referandumdu. İktidar olsun muhalefet olsun, seçim kampanyalarında yerel sorunları değil, hırsızlığı ve yolsuzluğu tartışıyorlar, 30 Mart’a randevu veriyorlardı. Modern Karun, seçimi referanduma dönüştürmekte daha gayretliydi; “Milli irade hırsızlığına karşı İstiklal Mücadelesi” başlattığını söylüyordu.
Hırsızlığın, yolsuzluğun, ahlaksızlığın, zorbalığın, ayrımcılığın referandumuydu. 
Hırsızlığı “günah işleme özgürlüğü” veya havuzda birikeni “muhtaçlara dağıtılmak üzere bağışlanmış zekât parası” aldatmacasıyla meşrulaştırma arsızlığının referandumuydu.
Hırsızlığı “İstiklal mücadelesi” diye örtbas etme utanmazlığının referandumuydu.
Devamını oku...
 
30 Mart Seçim değerlendirmesi -DEVPARTİ Yazdır E-posta
Yazar DEVPARTİ   
Monday, 31 March 2014

 

30 Mart Seçim değerlendirmesi -DEVPARTİ

 

 

Kılıçdaroğlu ve ekibi siyaseten başarılıdır. Parti adaylarının şahsında geniş kitleyi örgütlemiş gayri meşru iktidarla mücadele etmiştir. Gezi parkının ruhunu tekrar canlandırmıştır.
Bir çok sol siyasetin ve HDP, DSP 'nin siyasetlerini kitleler ciddiye almamıştır.
MHP yönetimi ve kitlesi de hırsızlar çetesine karşı dik durmuşlardır.
BDP siyaseten hatasını yerel kalmakla ödemiştir. Daha üzücü olanı çözüm sürecinde önümüzdeki günlerde yanlız kalarak, AKP' nin ayakoyunlarıyla hırçınlaşacaktır.
BDP çözüm sürecini demokratikleşme de bulabilirdi. Tercihini yanlış yaptı. AKP tercihi Türkiyeleşmesini geciktirdi.
Başefendi Hocaefendiyi ezerken TSK yanına çekip sertleşecektir. Kürt dinamiğni hırçınlaştıracak, üzerine TSK yı ileri sürüp sert ezici siyaset izliyecektir. Oylarını bu şekillde artırıp Cumhurbaşkanlığını elde etmeye çalışacaktır.
Kürt dinamiği hızla başefendi karşıtı yükselen kitlenin içinde yer almalıdır.
BDP yalpalarsa bedel ödeyen onbinlerce PKK lının özgürlük mücadelesine en büyük zararı verecektir.
30 Mart günü omuz omuza gönül gönüle başefendi ekibine karşı mücadele eden tüm insanlarımızı sevgi ve saygıyla kucaklıyoruz.
Gayrımeşru yapıya karşı mücadeleye devam.
Photo: Kılıçdaroğlu ve ekibi siyaseten başarılıdır. Parti adaylarının şahsında geniş kitleyi örgütlemiş gayri meşru iktidarla mücadele etmiştir. Gezi parkının ruhunu tekrar canlandırmıştır.  Bir çok sol siyasetin ve HDP, DSP 'nin siyasetlerini kitleler ciddiye almamıştır.  MHP yönetimi ve kitlesi de hırsızlar çetesine karşı dik durmuşlardır. BDP siyaseten hatasını yerel kalmakla ödemiştir. Daha üzücü olanı çözüm sürecinde önümüzdeki günlerde yanlız kalarak, AKP' nin ayakoyunlarıyla hırçınlaşacaktır.  BDP çözüm sürecini demokratikleşme de bulabilirdi. Tercihini yanlış yaptı. AKP tercihi Türkiyeleşmesini geciktirdi.  Başefendi Hocaefendiyi ezerken TSK yanına çekip sertleşecektir.  Kürt dinamiğni hırçınlaştıracak, üzerine TSK yı ileri sürüp sert ezici siyaset izliyecektir. Oylarını bu şekillde artırıp Cumhurbaşkanlığını elde etmeye çalışacaktır. Kürt dinamiği hızla başefendi karşıtı yükselen kitlenin içinde yer almalıdır. BDP yalpalarsa bedel ödeyen onbinlerce PKK lının  özgürlük mücadelesine en büyük zararı verecektir. 30 Mart günü omuz omuza gönül gönüle başefendi ekibine  karşı mücadele eden tüm insanlarımızı sevgi ve saygıyla kucaklıyoruz. Gayrımeşru yapıya karşı mücadeleye devam.
 
Mahir ÇAYAN-KIZILDERE Yazdır E-posta
Yazar Sarp KURAY   
Saturday, 29 March 2014

 Image

12 Mart ‘ta devrimcilerin yattığı Maltepe Cezaevi beş devrimci arkadaşımızın özgürlüğe yürüyeceği geceden önceki son kırk sekiz saati çok yoğun bir boyutta yaşamıştır. Neredeyse tüm hapishane tek yürek tek nefes haline gelmişti. İstanbul dukalığına ve onların emir eri asker müsveddesi işkenceci Faik Türün ve ekibine büyük bir tokat atacaktık. Cezaevinde yatan devrimcilerin aşağı yukarı tümü , bu zalimin işkencelerinden geçmiş , horlanmış ve hırpalanmıştı. Cezaevinde görev yapan genç devrimci subaylar bizlerle büyük bir dayanışma içersindeydiler.İşte bu hareketli saatlerde , koğuş kapısına gelen asker gardiyan yavaş bir sesle nöbetçi subayın benimle görüşmek istediğini söyledi ve beni dışarıya aldı.

Topçu Teğmen Sabahattin Sakman nöbetçi subayıydı. Kendisi devrimci , terbiyeli , sakin, Harbiye’de dereceye girmiş ve herkes tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. Benimle de ilişkileri büyük bir sevgi ve saygı temeline dayanıyordu. Teğmen Sakman koridorda Mahir’in benimle görüşmek istediğini söyledi ve Mahir’lerin Cihan’ların kaldığı koğuşun kapısını açtırarak içeri girmemi sağladı. Mahir , Cihan, İrfan , Ulaş, Atilla ve şimdi hatırlayamadığım bir iki arkadaşımızla birlikte beni karşıladılar. Benden istenen cezaevinin etrafındaki nöbetçi devriyelerin çekilmesi veya bu konuda başka bir kolaylığın sağlanabilmesi için Teğmen Sakman’ın ikna edilmesi idi.

Devamını oku...
 
Demokrasi üzerine aykırı sorular, garabet oluşumlar Yazdır E-posta
Yazar Nilüfer GÖLE T 24   
Tuesday, 25 March 2014
 

 

 

Her geçen gün AKP iktidarı kaybediyor, ama kaybeden sadece o değil, beraberinde liderin ve siyasal İslam’ın zafiyetleri ortaya çıkıyor, Müslümanlar lekeleniyor, bürokratlar değersizleştiriliyor, Kürt barışı kavgada tutsak edilmek isteniyor, Alevi mahalleleri polis zulmüne maruz kalıyor, gazeteciler susturuluyor, hukuk kurumları itibarsızlaştırılıyor,  ekonomi inişe geçiyor. Türkiye kaybediyor.

Bugün iktidarda olmalarına rağmen kendilerini mazlum olarak koşullandıran Müslümanların ve sözcülerinin görmek istemedikleri, kendilerinden başka vatandaşların da olduğudur. Böylelikle kendilerini başkalarına karşı sorumlu hissetmelerine gerek kalmamaktadır. Başkalarının da bizzat kendileri, kendi iktidarları tarafından incitilebileceği, horlanacağı, dışlanacağı meseleleri değildir.

Bireyler vicdanlarının sesini dinleyecekleri yerde liderlerinin sözlerini tekrar ettikçe, yıkıcı siyasi enerjilerin manivelası hâline geliverirler. Liderlerine biat etmiş kitlenin, polisin attığı gaz fişeğiyle ölen Berkin’in annesini yuhalaması böylesine bir kötücül tehlike anıdır. Endişeli modernler, işadamları, gazeteciler, Kürtler, Geziciler, azınlıklar derken bugün Müslümanlar Müslümanlardan korkmaya başladı.

 

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 12 / 1937
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 2465
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 13067183
Syndicate
 
left
Top! Top!
right