left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 29 Kasım 2014
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Öğretmenlik, ilk çağda insanların toprağa yerleşip kentler kurduğu bir tarih aralığında ortaya çıkmı Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Pazartesi, 24 Kasım 2014

 

 

“ÖNÜNE BAK LAN!”
(24 Kasım Öğretmenler Günü için)

Zeki Sarıhan

Öğretmenlik, ilk çağda insanların toprağa yerleşip kentler kurduğu bir tarih aralığında ortaya çıkmış. O zamanın öğretmenleri, soyluların çocuklarına dua, okuma yazma hesap ve devlet yönetimi hakkında çeşitli kurallar öğretin birer elemanmış. Uygarlık geliştikçe okul herkes için bir hak ve ihtiyaç haline gelmiş, öğretmenler çoğalmış ve işleri de karmaşıklaşmış.
Öğretmenlik, her dönemde ve her toplum için saygın bir meslek olmuştur. Bunun nedeni diğer bazı meslekler gibi çok para getirmesi değil. Doğrudan doğruya insan yetiştirme mesleği olduğu için hem öğrencilerinin manevi dünyasında önemli bir iz bırakmalarından, hem de çocukların velileri için onların yapamayacağı önemli bir uzmanlık işi yaptıklarından.

Öğretmenler, toplumdan saygı görmeye alışıktırlar ve bunun beklentisi içindedirler. Kendileri de öğretmenlerini unutmazlar. Zaten bu sanatı esas olarak onlardan almışlardır ve kendilerinden sonraki öğretmen kuşaklarına aktarırlar
Devamını oku...
 
ÜLKEMİZDEN SİYASI YAŞAM NOTLARI Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Perşembe, 20 Kasım 2014

BUSH'un O'su
"Müslümanlar Amerikayı buldu" sözü belki tartışılır
Ama Amerika'nın O'nu bulup, başımıza bela ettiği tartışılmaz

BUSH'un O'su "Müslümanlar Amerikayı buldu" sözü belki tartışılır Ama Amerika'nın  O'nu bulup, başımıza bela ettiği tartışılmaz
Devamını oku...
 
Nazım Hikmet Moskova’da müteahhitti;Lenin St. Petersburg’da çiçekçiydi! Yazdır E-posta
Yazar Umur TALU -Habertürk   
Pazartesi, 10 Kasım 2014

Saray’dan işçi düşürme!


 

“İktidarın gözü yaşlı vicdanı” Arınç, AK Saray için “ciddi bir muhalif duruş” sergiledi:

“1 katrilyon üzerinde masraf yapıldı. Bu kadar olmalı mıydı derseniz, bu tartışılabilir. Bunu tartışabiliriz. Az para değil. İsrafa karşıyım.”

Vicdan’ın sorunu şu:

Ortaya karışık söylemek yerine, Cüzdan’a söyleyememek!

Sokaktaki insanlarla mı tartışacak; tartışacağı kişi belli, bakanlar kurulu, parti belli!

Kızını rahat bırakacak, doğrudan geline söyleyecek!

Devamını oku...
 
KELLİM KELLİM LAYEN FA! Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Cuma, 07 Kasım 2014

KELLİM KELLİM LAYEN FA!  Zeki Sarıhan  Emekçi sınıflar tarihen de yetimdir. İktidar gücünü ellerinde bulundurmadıkları, sermayeleri, orduları olmadığı için onların gözüyle yazılmış tarih, az sayıda vicdanlı insanın eserleriyle sınırlıdır.   100. yıl dönümünü acı ve ibretle andığımız Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye halkı ne yapmalıydı? Tarihçilerimizin bir kısmı Türkiye’nin bu savaşa girmek zorunda olduğunu yazıyor. Bir kısmımız ise o büyük felaketten korunmak için haydi haydi devletin tarafsız kalması gerektiğini söylüyoruz.    Birinci Dünya Savaşı, emperyalist aşamaya gelmiş iki kapitalist blokun dünyayı yeniden paylaşma mücadelesiydi. Osmanlı Devleti’nin o zamanki yöneticileri, bunlardan biri olan Almanya’ya yaslanarak iktidarlarını korumayı ve Orta Asya’ya doğru genişlemeyi hayal  ettiler. Hesapları tutmadı ve imparatorluk yıkılıp dağıldı. Savaşa girmenin ceremesini milyonlarca halk çekti. Öldüler, yaralandılar, tutsak düşerek yerlerinden yurtlarından oldular. Çocuklar yetim kaldı.   O tarihlerde Avrupa’da, Amerika’da ve Rusya’da oldukça kalabalık bir işçi sınıfı vardı. Sendikalar güçlüydü ve emekçi partileri aktifti. Bunlar daha 1864’te Birinci Enternasyonal’i kurmuşlardı. 1872’de dağılan bu uluslararası emekçi birliğinin yerini 1889’da Paris’te kurulan İkinci Enternasyonal adı. Üye sayısı 3 milyonu bulacak olan bu kuruluş 8 saatlik iş günü ve Dünya Emekçi Kadınlar gününü kabul ettirdi. 1 Mayıs’ı işçi bayramı ilan etti.   Kapitalist ülkelerin silahlanma yarışı nedeniyle savaş kapıdaydı. O zamanki adları sosyal demokrat olan sosyalistler, bir savaş çıkarsa ne yapacaklardı? 1907’de Stuttgart, 1910 Kopenhag, 1912’de Basel Kongrelerinde bu konuyu tartıştılar. Eğer savaş çıkarsa tüfeklerini ellerine alıp cepheye koşmayacaklar, kendileri gibi emekçilerden oluşan öteki orduya karşı silah kullanmayacaklardı. Silahlarını hep birlikte kendi ülkelerinin yöneticilerine çevirerek devrim yapacaklardı. Savaşı devrime çevireceklerdi. Sözleştiler.  İKİNCİ ENTERNASYONALİN İHANETİ  Fakat… 1914’te Savaşa giren Almanya’nın meclisinde güçlü bir grup olan sosyal demokratlar, hükümetin savaş bütçeni onaylayarak sözlerinden caydılar. Güya ana vatanları için savaşa koştular. Bugün de ülkemizde yaşadığımız gibi emekçiler, burjuvazinin ideolojik hâkimiyetinden kurtulamamıştı.   Alman sosyal demokratlarının bu revizyonist ve dönek tutumu, İkinci Enternasyonali karıştırdı ve Lenin’in ifadesiyle onu “Çürümüş bir ceset”e döndürdü.  Ancak, dünyaya emekçilerin gözleriyle bakan, emekçiler için verdiği sözden caymayan, insanlığın geçmişini, bugünkü durumunu ve geleceğini iyi tahlil eden ve buna göre davrananlar da vardı ve başlarını Lenin çekiyordu. Onun önderliğindeki Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Rus emekçilerinin silahlarını Çarlık rejimine çevirmesini sağladılar. 1917’de Rusya’da biri Şubat, diğeri Ekim Devrimi olmak üzere peş peşe iki devrim yapıldı. Bolşevikler, Rusya’yı koşulsuz olarak savaştan çektiler. Rusya’da artık işçiler, köylüler ve askerlerden kurulu Sovyetler (Şûralar) yönetimdeydi. Alman ve Macar devrimciler de kendi ülkelerinde aynı şeyi yapmak istediler. Yenilgiye uğradılar ama Almanya burjuvazisi de bunun hayrını görmedi. O da yenildi. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından iki buçuk ay önce 2 Mart 1919’da Üçüncü Enternasyonal kuruldu.  İnsanlık, tarihin yeni bir evresine girdi. Halklar dönemi başladı. Sömürgeler uyandı.   Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin işçi ve köylüleri, askerleri bilinçli ve örgütlü olsaydılar, Rus, Macar ve Alman emekçilerinin yaptıklarını yapmalıydılar. Yani silahlarını hükümete çevirip onu alaşağı etmeli, yerine bir halk cumhuriyeti kurmalıydılar.  Ne var ki işçi sınıfı ne sayı ne bilinç olarak buna elverişli değildi. Sosyalizm, ülkeye önce Fransa’dan, sonra Almanya ve Rusya’dan yeni yeni gelmekteydi. Köylüler ise savaşa karşı pasif direniş halindeydiler. Bunun bir vatan savunması olmadığının bilinciyle silaha şevkle sarılmıyor, ilk fırsat bulduğu anda askerden kaçıyordu. Dağ taş asker kaçaklarıyla doluydu.   Türk burjuvazisi sosyalizm, komünizm, Bolşevizm, Enternasyonal, Lenin gibi sözcükleri Türkiye halkına birer öcü gibi gösteriyor ise de Türk Kurtuluş Savaşı ve Türkiye cumhuriyeti, varlığını emperyalist bir savaşta silahını kendi ülkesine çevirip onu alaşağı edenlere borçludur.   TÜRK’ÜN AKLI SONRADAN GELİR  Aslına bakılırsa, Birinci Dünya Savaşı içinde bunun farkına varamayacak olan Türkiye, Kurtuluş Savaşı yıllarında Üçüncü Enternasyonal dairesi içinde hareket etti. “Türk’ün aklı sonradan gelir” sözüne uygun olarak Silahını, hem emperyalistlere, hem de onun basit bir aleti haline gelen Padişah hükümetine çevirdi. Üçüncü Enternasyonal’le aynı cephede savaştı. Bunu ifade etmek için de Ankara’da hükümet resmî “Türkiye Komünist Fırkası”nı kurarak Üçüncü Enternasyonale katılmak üzere Moskova’ya bir heyet gönderdi.   Daha sonra neler olduğunu hepimiz biliyoruz. İkinci Enternasyonal döneklerinin yaptığı gibi Türk burjuvazisi istikbalini emperyalistlerin yanında gördü. Onların çıkarlarının bekçiliğini yapmak için Kore’ye asker gönderdi. NATO’ya girdi. Ülkesini Amerikan üsleriyle donattı. Ortadoğu’da Amerikan emperyalizminin bir üssü haline geldi.   Yüzüncü yılında Birinci Dünya Savaşı’ndan bu dersi çıkaramıyorsak, yani vatan saldırıya uğramadığı takdirde, muhtemel savaşlarda Birinci Dünya Savaşı’ndaki tutumumuzu tekrar edeceksek, hükümetlerin gazına gelip bilinçsizce başka halklarla dövüşeceksek ne anladık bunca dersten?  Kellim kellim layen fa… (Konuş konuş fayda yok! Huylu huyundan vazgeçmez) (7 Kasım 2014)

 

 

Emekçi sınıflar tarihen de yetimdir. İktidar gücünü ellerinde bulundurmadıkları, sermayeleri, orduları olmadığı için onların gözüyle yazılmış tarih, az sayıda vicdanlı insanın eserleriyle sınırlıdır.

100. yıl dönümünü acı ve ibretle andığımız Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye halkı ne yapmalıydı? Tarihçilerimizin bir kısmı Türkiye’nin bu savaşa girmek zorunda olduğunu yazıyor. Bir kısmımız ise o büyük felaketten korunmak için haydi haydi devletin tarafsız kalması gerektiğini söylüyoruz.

Birinci Dünya Savaşı, emperyalist aşamaya gelmiş iki kapitalist blokun dünyayı yeniden paylaşma mücadelesiydi. Osmanlı Devleti’nin o zamanki yöneticileri, bunlardan biri olan Almanya’ya yaslanarak iktidarlarını korumayı ve Orta Asya’ya doğru genişlemeyi hayal ettiler. Hesapları tutmadı ve imparatorluk yıkılıp dağıldı. Savaşa girmenin ceremesini milyonlarca halk çekti. Öldüler, yaralandılar, tutsak düşerek yerlerinden yurtlarından oldular. Çocuklar yetim kaldı.

Devamını oku...
 
ÖZGÜRLEŞME VE ÖZGÜR İNSANIN ACISI.. Yazdır E-posta
Yazar Evin GÜNEŞ   
Pazartesi, 03 Kasım 2014
kaidelere kurallara uymadan

 Evin Güneş kadın, anne ve en önemlisi bir isyancı. Yazılarında göreceğiniz gibi kurallara uymak gereği duymadan beynindekileri yazıya döküyor. Ben bu halini seviyorum Evin'in. Nokta virgüller dilbilgisi kuralları O'nun yazılarında sorun olmuyor. Anlatacağını anlatıyor. Anlayan anlıyor. Süvari'de yazılan her yazı yazanın fikir ortamına attığı bir katkı. Kuralsız ve sınırsız düşüncelerini yazma paylaşma ...

Evin Güneş bedel ödemiş bir isyancı. Doğal..  Özgürlüğünü kollektivizmle bütünleştirmeye çalışanlardan. Emireri değil.. Beynini ipotek yaptırmayanlardan.

Noktatı,virgülü boşverin. Yazının özüne bakın. Sorgulayan beyine saygı duyun.

Ömer GÜRCAN

EVİN GÜNEŞ:

İnsan ;evrenseldir..gelmiş geçmiş tüm egemen sistemler tarafından bastırılmıştır. öz insanı değerleri neredeyse sistemin yarattığı kişiliğin bir köşesinde çürümeye terkedilmiştir..Kişi kendindeki egemen sistemi besleyen kişiliği üzerinden kendini aşar ve gerçekleştirerek insan olmanın zirvesine dokunmaya başlar.. yani başka bir deyişle ;kendimizde taşıdığımız insanı; zaaflarımıza rağmen ve hatta onları yıkarak açığa çıkarıp öz-,masum -temiz ve ayrıca tarihin başlangıcındaki ilk insanlarda var olan gerçekliğiyle günümüz şartlarında kendine kişiliğine ve yaşamına iktidar kılarsa özgür insan insan gerçekliğinin ışıkları kendisine değmeye başlamış demektir..

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 03 Kasım 2014 )
Devamını oku...
 
Kürt’e karşı Kürt kartından sonra Arap kartı Yazdır E-posta
Yazar Fehim Taştekin   
Çarşamba, 29 Ekim 2014

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam Devleti’ni (İD) düşürmek için haftalardır saldırı altında tuttuğu Kobani’ye ilişkin açıklamaları kafa karıştırıcı olsa da hedefi değişmiyor: Rojava’nın en önemli siyasi aktörü Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) oyun dışı bırakmak. Çünkü Erdoğan’a göre ikisi de PKK’nin uzantısı ve terör örgütü. Summary Erdoğan YPG yerine peşmerge ve ÖSO’nun kontrolünde olmasını istediği Kobani’nin ismini tartışmaya açıp Suriye rejiminin Araplaştırma politikasının referanslarına sarıldı.
İki yıldır ‘Kürt’e karşı Kürt kartı’ olarak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Rojava’da devrede görmek isteyen Erdoğan, peşmerge güçlerinin geçişine yeşil ışık yaktıktan sonra dikkat çeken iki çıkış daha yaptı.

Devamını oku...
 
Alev alan devreler Yazdır E-posta
Yazar Yavuz Alogan   
Salı, 21 Ekim 2014

 

Davutoğlu’nu aşağı yukarı zuhur ettiği andan itibaren inceliyorum. Stratejik Derinlik adlı kitabını dikkatle okudum, notlar çıkardım, pek çok alıntı yaptım, göndermede bulundum.

 İdealist ve inançlı biri olduğu kesin.  Bu tipler, özellikle de stratejiyle kafasını bozmuş olanları, tehlikelidir.  Kendi yetenekleriyle mevcut sistemin içinde başarılı olmak isteyen klasik siyasetçi/yönetici tipinden ayrılırlar.  Onlar kendi teorilerini pratikte sınamak, stratejilerinin başarısını sahada kanıtlamak isterler.

Bu nedenle yerleşik sistemler  büyük teorilere dayanarak dehşetengiz stratejiler geliştiren lider adaylarını  kanatlanıp uçmalarına fırsat vermeden devre dışına çıkarıverirler. Yerleşik sayılmazdı ama Türkiye’nin idari sistemi bile böyleydi. Muazzam stratejik hedefleri olan idealist şahsiyetler hiçbir zaman yürütmenin başına gelememiş, hatta  darbe bile yapamamışlardır.   Kritik dönemlerde, kriz süreçlerinde, özellikle vasat tipler, Nihat Erim gibi memur zihniyetli statüko adamları (12 Mart) ya da Kenan Evren gibi ufku sınırlı karargâh subayları tercih edilmiştir. Büyük idealleri ve stratejik kuruntuları olmadığı için bu kişiler hem mevcut sisteme fazla zarar vermezler, hem de “vasat” oldukları için kulaklarının birini hep emperyalist odaklara açık tutarlar, söz dinlerler. İşleri bitince de çekip giderler.

Devamını oku...
 
TÜRKİYE HALKI GERİCİ MİDİR? Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Pazar, 19 Ekim 2014

 

 

Aydınlar arasında Türkiye halkının gerici olduğu hakkında yaygın bir kanı vardır. Bu düşünce, özellikle halk hareketlerinin geri çekildiği, sağ partilerin seçimlerden başarılı çıktığı dönemlerde güçleniyor. Özellikle AKP’nin 2002’den beri yapılan her seçimde hükümet kuracak bir çoğunluk kazanması, bazı aydınların halktan umutlarını büsbütün kesmesine neden oldu.

Türkiye halkının gerici olup olmadığına karar vermek için hem “halk” hem de “ilericilik” ve “gericilik” kavramlarının yeniden tanımlanmasına gerek var.

Halk, kimilerinin sandığı gibi okuma yazma bilmeyen köylülerden veya yoksullardan oluşmuş bir kitle değildir. Halk, genellikle iktidarı elinde tutan bir avuç sömürücü kapitalist ve toprak ağası, tefeci dışında kalan bütün millettir. Halk kavramının içine işçiler, köylüler, öğrenim gören gençler, esnaf ve sanatkârlar, memurlar, serbest meslek sahipleri, aydınlar girer.

İLERİCİLİK, GERİCİLİK NEDİR?

Devamını oku...
 
KANLI ESERİNİZLE ÖVÜNEBİLİRSİNİZ Yazdır E-posta
Yazar Mahmut Alınak   
Cumartesi, 11 Ekim 2014

 

 

 
Tarih şahittir ki, Kobani protestolarında ortaya çıkan kanlı tablo AKP(DEVLET), HDP ve HÜDAPAR'ın ortak eseridir. Bilindiği gibi HDP ve KCK'nin çağrısıyla sokağa çıkan kalabalığa ilk kurşun Muş Varto'da sıkıldı ve bir genç polis kurşunuyla can verdi. Sinirler zaten gergindi, gencin ölüm haberi büyük bir öfke patlamasına neden oldı. Düzenin çarpıklıklarına ve adaletsizliğine karşı isyan halinde olan gençler ve halkın arasına karışan maskeli provokatörler birçok şehirde polislerle çatıştılar. Polislerin ölümcül saldırılarına HÜDAPAR'lıların silaha davranmaları da eklenince olaylar çığırından çıktı. Zembereğinden boşalan şiddet kırk civarında insanın hayatına mal oldu, yüzlerce insan kurşunlara hedef oldu, binin üstünde insan gözaltına alındı, binlerce işyeri ve araç molotoflarla yakılıp kül edildi.
Devamını oku...
 
10 MADDEDE KOBANİ KALKIŞMASI Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Cuma, 10 Ekim 2014

 

 

 

 

Hükümetin Kobani Kürtlerinin IŞID saldırılarına karşı günlerdir süren savunmasını yalnızca seyreden hükümete karşı HDP Başkanı Selahattin Demirtaş halkı sokağa çıkmaya çağırdı. 7 Ekim 2014 akşamından başlayarak, daha çok Kürt nüfusun yaşadığı birçok kentimizde, şiddet olayları yaşandı. 10 Ekim öğleye kadar ölenlerin sayısı 31, yaralananlar ise 350 civarındaydı. Milyonlarca liralık servet tahrip edildi. Sinirler bir kez daha gerildi. Bu gelişmenin nedenlerini ve sorunun çözümünü kısaca ve maddeler halinde belirtmek istiyorum. Çünkü elimiz kalem tutarken bu olayları yalnızca seyretmekle yetinmek bize vicdani bir sorumluluk yüklüyor. Gelecekte kendi kendimize “O gün nerdeydim? Nasıl bir tutum aldım?” diye soracağız, başkaları da bize bunu soracak.

1. ABD’nin Irak Petrollerini ele geçirmek için Saddam rejimini yıkıp ülkeyi işgal etmesinden beri Ortadoğu’da çok vahim gelişmeler oldu ve bundan Irak ve Suriye topraklarının bir kısmında Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı bir ortaçağ devleti doğdu. Bu devlet, dışarıdan aldığı gönüllü fanatikler ve ele geçirdiği ağır silahlar eşliğinde bölgeye hâkim olmak için savaşıyor.

Devamını oku...
 
BEYANNAME-İ MÜLÛKANE VE TORBA YETKİ YASASI Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Pazar, 05 Ekim 2014

 

 

Hükümete Suriye ve Irak’a asker gönderme yetkisi veren son torba yasası, Padişah Vahdettin’in 20 Eylül 1919’da yayımladığı “Beyanname-i Hümayun”a benziyor. Yani içinde her şey var.

4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi günlerinde Kongre Heyeti ile İstanbul Hükümeti’nin arasında büyük bir gerginlik yaşandı. Bunun nedeni, Veziriazam Damat Ferit Paşa’nın Elazığ Valisi Ali Galip Bey’i kongreyi dağıtmakla görevlendirmesiydi. Mustafa Kemal Paşa bu konudaki haberleşmeyi ele geçirdi, bu vesileyle Kumandan ve valileri harekete geçirerek Damat Ferit Hükümeti’ni istifa ettirmek için kampanya başlattı.

Devamını oku...
 
SORGULAMAK İNSAN OLMANIN TEMEL GEREKLERİNDENDİR.. Yazdır E-posta
Yazar Evin GÜNEŞ   
Cumartesi, 04 Ekim 2014
SORGULAMAK  İNSAN OLMANIN TEMEL
GEREKLERİNDENDİR..SORALIM, SORGULAYALIM.. KOŞULSUZ BİAT YAKAR..

Sorgulamak

Evin Güneş / Nasılda değişiyor koşullar..

İlk kurşun...

Agit'in attığı ilk kurşun bir tc karakolunaydı, ama onunda ötesinde; uyuyan herkesin beynindeki sömürge egemenliğine sıkılmıştı, beyinlerdeki sömürgecilik öldürülmüştü.....

Bu ölüm, özgürlük tutkusunu, aidiyet duygusunu geliştirmiş ve Kürdler "Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan" hedefiyle sarılmışlardı öncülerine..
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 12 / 1985
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 2518
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 17890835
Syndicate
 
left
Top! Top!
right