left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 01 Kasım 2014
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Kürt’e karşı Kürt kartından sonra Arap kartı Yazdır E-posta
Yazar Fehim Taştekin   
Çarşamba, 29 Ekim 2014

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam Devleti’ni (İD) düşürmek için haftalardır saldırı altında tuttuğu Kobani’ye ilişkin açıklamaları kafa karıştırıcı olsa da hedefi değişmiyor: Rojava’nın en önemli siyasi aktörü Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) oyun dışı bırakmak. Çünkü Erdoğan’a göre ikisi de PKK’nin uzantısı ve terör örgütü. Summary Erdoğan YPG yerine peşmerge ve ÖSO’nun kontrolünde olmasını istediği Kobani’nin ismini tartışmaya açıp Suriye rejiminin Araplaştırma politikasının referanslarına sarıldı.
İki yıldır ‘Kürt’e karşı Kürt kartı’ olarak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Rojava’da devrede görmek isteyen Erdoğan, peşmerge güçlerinin geçişine yeşil ışık yaktıktan sonra dikkat çeken iki çıkış daha yaptı.

Devamını oku...
 
Alev alan devreler Yazdır E-posta
Yazar Yavuz Alogan   
Salı, 21 Ekim 2014

 

Davutoğlu’nu aşağı yukarı zuhur ettiği andan itibaren inceliyorum. Stratejik Derinlik adlı kitabını dikkatle okudum, notlar çıkardım, pek çok alıntı yaptım, göndermede bulundum.

 İdealist ve inançlı biri olduğu kesin.  Bu tipler, özellikle de stratejiyle kafasını bozmuş olanları, tehlikelidir.  Kendi yetenekleriyle mevcut sistemin içinde başarılı olmak isteyen klasik siyasetçi/yönetici tipinden ayrılırlar.  Onlar kendi teorilerini pratikte sınamak, stratejilerinin başarısını sahada kanıtlamak isterler.

Bu nedenle yerleşik sistemler  büyük teorilere dayanarak dehşetengiz stratejiler geliştiren lider adaylarını  kanatlanıp uçmalarına fırsat vermeden devre dışına çıkarıverirler. Yerleşik sayılmazdı ama Türkiye’nin idari sistemi bile böyleydi. Muazzam stratejik hedefleri olan idealist şahsiyetler hiçbir zaman yürütmenin başına gelememiş, hatta  darbe bile yapamamışlardır.   Kritik dönemlerde, kriz süreçlerinde, özellikle vasat tipler, Nihat Erim gibi memur zihniyetli statüko adamları (12 Mart) ya da Kenan Evren gibi ufku sınırlı karargâh subayları tercih edilmiştir. Büyük idealleri ve stratejik kuruntuları olmadığı için bu kişiler hem mevcut sisteme fazla zarar vermezler, hem de “vasat” oldukları için kulaklarının birini hep emperyalist odaklara açık tutarlar, söz dinlerler. İşleri bitince de çekip giderler.

Devamını oku...
 
TÜRKİYE HALKI GERİCİ MİDİR? Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Pazar, 19 Ekim 2014

 

 

Aydınlar arasında Türkiye halkının gerici olduğu hakkında yaygın bir kanı vardır. Bu düşünce, özellikle halk hareketlerinin geri çekildiği, sağ partilerin seçimlerden başarılı çıktığı dönemlerde güçleniyor. Özellikle AKP’nin 2002’den beri yapılan her seçimde hükümet kuracak bir çoğunluk kazanması, bazı aydınların halktan umutlarını büsbütün kesmesine neden oldu.

Türkiye halkının gerici olup olmadığına karar vermek için hem “halk” hem de “ilericilik” ve “gericilik” kavramlarının yeniden tanımlanmasına gerek var.

Halk, kimilerinin sandığı gibi okuma yazma bilmeyen köylülerden veya yoksullardan oluşmuş bir kitle değildir. Halk, genellikle iktidarı elinde tutan bir avuç sömürücü kapitalist ve toprak ağası, tefeci dışında kalan bütün millettir. Halk kavramının içine işçiler, köylüler, öğrenim gören gençler, esnaf ve sanatkârlar, memurlar, serbest meslek sahipleri, aydınlar girer.

İLERİCİLİK, GERİCİLİK NEDİR?

Devamını oku...
 
KANLI ESERİNİZLE ÖVÜNEBİLİRSİNİZ Yazdır E-posta
Yazar Mahmut Alınak   
Cumartesi, 11 Ekim 2014

 

 

 
Tarih şahittir ki, Kobani protestolarında ortaya çıkan kanlı tablo AKP(DEVLET), HDP ve HÜDAPAR'ın ortak eseridir. Bilindiği gibi HDP ve KCK'nin çağrısıyla sokağa çıkan kalabalığa ilk kurşun Muş Varto'da sıkıldı ve bir genç polis kurşunuyla can verdi. Sinirler zaten gergindi, gencin ölüm haberi büyük bir öfke patlamasına neden oldı. Düzenin çarpıklıklarına ve adaletsizliğine karşı isyan halinde olan gençler ve halkın arasına karışan maskeli provokatörler birçok şehirde polislerle çatıştılar. Polislerin ölümcül saldırılarına HÜDAPAR'lıların silaha davranmaları da eklenince olaylar çığırından çıktı. Zembereğinden boşalan şiddet kırk civarında insanın hayatına mal oldu, yüzlerce insan kurşunlara hedef oldu, binin üstünde insan gözaltına alındı, binlerce işyeri ve araç molotoflarla yakılıp kül edildi.
Devamını oku...
 
10 MADDEDE KOBANİ KALKIŞMASI Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Cuma, 10 Ekim 2014

 

 

 

 

Hükümetin Kobani Kürtlerinin IŞID saldırılarına karşı günlerdir süren savunmasını yalnızca seyreden hükümete karşı HDP Başkanı Selahattin Demirtaş halkı sokağa çıkmaya çağırdı. 7 Ekim 2014 akşamından başlayarak, daha çok Kürt nüfusun yaşadığı birçok kentimizde, şiddet olayları yaşandı. 10 Ekim öğleye kadar ölenlerin sayısı 31, yaralananlar ise 350 civarındaydı. Milyonlarca liralık servet tahrip edildi. Sinirler bir kez daha gerildi. Bu gelişmenin nedenlerini ve sorunun çözümünü kısaca ve maddeler halinde belirtmek istiyorum. Çünkü elimiz kalem tutarken bu olayları yalnızca seyretmekle yetinmek bize vicdani bir sorumluluk yüklüyor. Gelecekte kendi kendimize “O gün nerdeydim? Nasıl bir tutum aldım?” diye soracağız, başkaları da bize bunu soracak.

1. ABD’nin Irak Petrollerini ele geçirmek için Saddam rejimini yıkıp ülkeyi işgal etmesinden beri Ortadoğu’da çok vahim gelişmeler oldu ve bundan Irak ve Suriye topraklarının bir kısmında Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı bir ortaçağ devleti doğdu. Bu devlet, dışarıdan aldığı gönüllü fanatikler ve ele geçirdiği ağır silahlar eşliğinde bölgeye hâkim olmak için savaşıyor.

Devamını oku...
 
BEYANNAME-İ MÜLÛKANE VE TORBA YETKİ YASASI Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Pazar, 05 Ekim 2014

 

 

Hükümete Suriye ve Irak’a asker gönderme yetkisi veren son torba yasası, Padişah Vahdettin’in 20 Eylül 1919’da yayımladığı “Beyanname-i Hümayun”a benziyor. Yani içinde her şey var.

4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi günlerinde Kongre Heyeti ile İstanbul Hükümeti’nin arasında büyük bir gerginlik yaşandı. Bunun nedeni, Veziriazam Damat Ferit Paşa’nın Elazığ Valisi Ali Galip Bey’i kongreyi dağıtmakla görevlendirmesiydi. Mustafa Kemal Paşa bu konudaki haberleşmeyi ele geçirdi, bu vesileyle Kumandan ve valileri harekete geçirerek Damat Ferit Hükümeti’ni istifa ettirmek için kampanya başlattı.

Devamını oku...
 
SORGULAMAK İNSAN OLMANIN TEMEL GEREKLERİNDENDİR.. Yazdır E-posta
Yazar Evin GÜNEŞ   
Cumartesi, 04 Ekim 2014
SORGULAMAK  İNSAN OLMANIN TEMEL
GEREKLERİNDENDİR..SORALIM, SORGULAYALIM.. KOŞULSUZ BİAT YAKAR..

Sorgulamak

Evin Güneş / Nasılda değişiyor koşullar..

İlk kurşun...

Agit'in attığı ilk kurşun bir tc karakolunaydı, ama onunda ötesinde; uyuyan herkesin beynindeki sömürge egemenliğine sıkılmıştı, beyinlerdeki sömürgecilik öldürülmüştü.....

Bu ölüm, özgürlük tutkusunu, aidiyet duygusunu geliştirmiş ve Kürdler "Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan" hedefiyle sarılmışlardı öncülerine..
Devamını oku...
 
ROJAVA-IŞİD-KOALİSYON Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN Devrimci Halk Partisi Genel Başkanı   
Perşembe, 02 Ekim 2014

Bu toz duman içerisinde yolumuzu nasıl bulacağız?

 

 

 

Rojava'da neler oluyor?

Kobani bir süredir IŞİD saldırısı altında. Kobani direniyor. Ne kadar ve nereye kadar direnebilecek? Kobani düşerse neler olur? Kobani birçok konunun düğümlendiği ya da, birçok şeyin çözümleneceği bir coğrafya haline gelmiş durumda.

Devamını oku...
 
GÜNEYDOĞU’DA OKULLAR YAKILIRKEN… Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Cuma, 19 Eylül 2014

 

 

Yeni öğretim yılı olaylarla başladı. Kürt nüfusun yaşadığı Güneydoğu’nun üç noktasında Kürtçe eğitim yapacağı ilan edilen üç okul açıldı. Televizyondan izlediğimize göre bu ilkokullar üç yıl Kürtçe eğitim yapacaklar, daha sonra ise Türkçe-Kürtçe eğitime geçilecekti.

Hükümet, okul açmanın hükümetin iznine bağlı olduğu gerekçesiyle bu okulları mühürletti. Akşam mühürlenin kapılar, sabah okulun kurucuları tarafından sökülüp yeniden açıldı, yeniden kapatılması üzerine de bahçede sembolik dersler yapıldı. İnatlaşma sürüyor…


GÜNEYDOĞU’DA OKULLAR YAKILIRKEN…  Zeki Sarıhan  Yeni öğretim yılı olaylarla başladı. Kürt nüfusun yaşadığı Güneydoğu’nun üç noktasında Kürtçe eğitim yapacağı ilan edilen üç okul açıldı. Televizyondan izlediğimize göre bu ilkokullar üç yıl Kürtçe eğitim yapacaklar, daha sonra ise Türkçe-Kürtçe eğitime geçilecekti.   Hükümet, okul açmanın hükümetin iznine bağlı olduğu gerekçesiyle bu okulları mühürletti. Akşam mühürlenin kapılar, sabah okulun kurucuları tarafından sökülüp yeniden açıldı, yeniden kapatılması üzerine de bahçede sembolik dersler yapıldı. İnatlaşma sürüyor…   Belli ki, bu okulları açanlar, dikkatleri anadilinde eğitime çekmek ve hükümeti bir emrivaki karşısında bırakmak istiyorlar. Hükümet açıklamalarında ise anadilinde eğitim hakkı reddedilmiyor, okulların izinsiz açıldığı üzerinde duruluyor ve bu çabanın çözüm sürecini sabote etmeye yönelik olduğu ileri sürülüyor. Hükümet adeta “Acele etmeyin, her şeyin bir vakti var. Bekleyin” mesajı veriyor. Beklemeye tahammülü olmayanlar hükümetin tutumunu protesto etmek için okulları yakıyor, tahrip ediyor.  Bu işin sonu nereye varacak? Okul özel ve paralı olursa mümkün olan Kürtçe anadilinde eğitim hakkı genel, parasız devlet okulunda da tanınacak mı? Kürtçe eğitim mümkün müdür? Kaçıncı sınıfa kadar mümkündür? Bu okullarda Türkçe-Kürtçe dengesi nasıl kurulmalıdır?  Günümüzde anadilinde eğitim, ne yazık ki eğitimcilerin karar vereceği, çocuğun daha mutlu ve başarılı olacağı bir eğitim yöntemi ve hak olmak yerine siyasi bir çekişme konusu haline geldi. Bir an önce yapılması gereken şey, hükümetin bunu siyasi bir kavga nedeni olmaktan çıkararak eğitim biliminin gereklerinden başka bir şey düşünmeyen eğitimcilerden uzman bir kurul oluşturarak konuyu enine boyuna irdeletmesi ve onların vardıkları sonuca göre hareket etmesidir. Çünkü tıp gibi, mühendislik, antropoloji gibi eğitim bir bilimdir. Bu bilimle haşır neşir olan bir kişinin siyasi nedenlerle hareket etmesi düşünülemez.   Konu anadilinde eğitimden açılmışken 23 yıl önce bu konuda yayımlanan dosyanın haziran ayında paylaştığım üç bölümünden sonra son kısmını buraya almakta yarar gördüm.   KORKMADAN KONUŞANLAR!  Öğretmen Dünyası’nın Nisan 1991 tarihli sayısında yayımlanan yer alan bazı ilginç bulgular şöyle:   Dergi merkezinin isteği üzerine Trabzon’un bir ilçesinde dergi temsilcisi öğretmenler arasında yazılı bir anket yapıyor. Kürt veya diğer Müslüman grupların kendi dillerinde eğitim yapmalarına “Evet” mi, “Hayır” mı dediklerini soruyor. Bazı öğretmenler anketi doldurmaktan çekiniyor. Katılan 80 öğretmenlerin yüzde 54’ü “Evet, 46’sı “Hayır”ı işaretliyor. İzmit Derince de dergi temsilcisi konuyu öğretmenlerle görüşüyor. Çoğunluğun, ankete yazılı olarak yanıt vermeye çekindiği, sağ eğilimli öğretmenlerin Kürtçenin okullara girmesinin kabul edilemez olduğu, sol eğilimli öğretmenlerin ise anadilinde eğitimin bir demokrasi ve insan hakkı olduğunu belirttiği rapor ediliyor. Aydın’da konu ile ilgili olarak okul müdürlerinin görüşlerini almak isteyen bir öğretmen “Bu devlet politikası, bizim görüş bildirmeye hakkımız yok” yanıtıyla karşılaşıyor. Temsilci birkaç meslektaşıyla da konuştu ve “Anadilinde eğitim, hele Kürt sözü geçtiğinde öğretmenler dillerini yutuyorlar” saptamasını yaptı.   Karadeniz Ereğlisi’nde görüşü alınabilen 34 öğretmenden yüzde 56’sı anadilinde eğitimi desteklediği, Yüzde 41’nin ise karşı çıktığı belirleniyor. (Onların kendi cümleleriyle yanıtları dergide yer alıyor) Denizli’de görüşü alınabilen 17 öğretmenden 11’i konuya olumlu, 5’i ise olumsuz bakıyordu. Doğu Anadolu bölgesinde bir öğretmen de dergi için bu konuda anket yapmak istediğini, ancak halkın cevap vermekten “son derece” çekindiğini bildirmiştir.    Dosyada Doğu’da çalışan öğretmenlerin konu hakkındaki görüşlerine de başvurulmuştur. Bunlardan dördü adlarını saklı tutmakta, Hüseyin Mercan ile Ziya Gökerküçük yazılarında kendi adlarını kullanmışlardır.   DENEYİMLER AKTARILIYOR  HD, Türkçe öğretmenidir. İlkokula başladığında Türkçe bilmediği için öğretmeninin sözlerine boş gözlerle bakıp cevap veremediğini, sıkılmadan konuşmaya ancak üniversiteye girince başladığını anlatmakta “Annemin diliyle sembolleştirdiğim küçük dünyama ilişkin düşlerime ket vuran, düş dünyamın bölünmesine ne hakla sebep olundu?” diye sormaktadır.  Dört yıl kadar Kars’ın bir ilçesinde çalıştığını anlatan Hüseyin Mercan, ilkokuldaki arkadaşlarının üçüncü sınıfa kadar Türkçe öğretmeye uğraştıklarını, kendisinin de sözlü ve yazılı anlatım derslerinde zorluk çektiğini, okulda Kürtçe konuşmanın yasak olduğunu, kendilerinin bu yasağı “Ders içinde konuşmak yasak” diye yumuşatma yoluna gittiklerini anlatmakta “Kürt köyünde öğretmenlik çok zor” diyerek yumurta kelimesini kavratmak için öğretmenin türlü tavuk taklitleri yaptığını, sonunda evden yumurta getirip gösterdiğini belirtmektedir.   Muş’ta çalışmış 6 yıllık bir öğretmen de sınıfta geçen bir olayı nakletmektedir. Öğrencinin biri parmak kaldırarak “Öğretmenim ben İzmir’e gidecek” demiş fakat öğretmenin niçin, kiminle, ne zaman sorularına yanıt verememiştir. Meğer tuvalete gidecekmiş. Yüznumara kelimesi Kürtçeye “İzmare” olarak geçmiştir. Çocuk da bunu İzmir’le karıştırmıştır…   Ziya Gökerküçük, 1976’da göreve başladığı Adıyaman’a bağlı Kâhta ilçesinin Alidam köyündeki deneyimlerini anlatmaktadır: Halktan ve öğrencilerden Türkçe bilenler sınıfta kendisine tercümanlık yapmaktadır. İlk iki sınıfta ders kitabını bir yana atar. Çocukların dünyasından ve çevre işleri ve uğraşılardan cümlelerle konuları işler. Gökerküçük, konu hakkında şöyle yazıyor: “Anadilinin Kürtçe olduğunu yadsıyamadığımız bu topluma hor bakarak onu dışlayarak ve zorla Türkçe öğreterek onu kazanamayıp düşman yaptığımız gibi tarih önünde insanlık adına da suçlu oluruz. Onun için anadili eğitimini ve yanında Türkçe eğitimini vermeliyiz. Anadili Kürkçe olan arkadaşlarımız bu yörelere verilirse tercüman kullanmayacak ve inanıyorum ki çok daha başarılı olacaklardır. Hem de yılgınlığa düşmeyeceklerdir. 21. Yüzyıla yaklaştığımız şu yıllarda anadili-devlet dili tartışmalarını yapmak zaaftır artık. Onun için ANADİLİ HAKTIR ve birçok kültürün yaşadığı Anadolumuzun gelişmesi için de gereklidir. Ayrıca insan yetiştirmek, insanı kazanmak için, çağı yakalamak için de anadili eğitimi BAŞARIYI ARTIRIR” (Büyük harfleri kullanan kendisi).   Erzurum’dan yazan adı saklı ilkokul öğretmeni, bir sayfalık yazısında bölgedeki eğitimin sefaletini dile getirirken şu olgulara değiniyor: Öğrenci ilkokulun ilk üç sınıfında yalnızca Türkçe öğrenmektedir. Veliler, erkek çocukları okula yalnız dil öğrensin diye göndermektedir, çünkü bu dil İstanbul’a çalışmaya gittiklerinde işlerine yarayacaktır. Kız çocukları ise ilk üç sınıftan sonra okuldan alınmaktadır. Beşinci sınıfa gidip de okuma yazma bilmeyen çok öğrenci vardır. Öğrenciler ezberlemeleri istenen Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını ezberlemekte fakat anlamını öğrenememektedir. Kürtçe konuşma yasağına uymayan öğrencilere öğretmenlere ihbar edilmekte, bunlar dayakla ve yumurta getirmekle cezalandırılmaktadır.   Diyarbakır’dan 5 yıllık bir ilkokul öğretmeni de İlkokula başladığında Türkçe bilmediği için sağır ve dilsiz gibi olduğunu, babasına hep okulda neden Kürtçe konuşma yasağı olduğunu, fakat babasının bunun nedenini açıklayamadığını, cesaret edip öğretmene de soramadığını, hep Kürtçe düşünüp Türkçe konuşmaya çalıştığını, bunu öğrenim hayatı boyunca yaşadığını anlattıktan sonra yazısını şöyle bitiriyor: “Doğunun bir köyünde çalışıyordum. Öğrenciyken yaşadığım güçlükleri yaşamamaları için çok uğraştım ama kendi dillerini niçin konuşamadıklarını anlatamadım”  ÖĞRETMENLER NE DİYOR?  Özel dosyanın “Öğretmenler ne diyor?” bölümünde 21 öğretmenin kısa yanıtları vardır. Görüşlerini kendilerine ait ifadelerle özetliyorum: Ali Aksoy: “Anadilde eğitimi savunmak, tanımak, insan olmanın, çağdaş olmanın, demokratik olmanın ölçüsüdür.” Yakup Çebi: “Demokratik düşüncenin bir gereği de uygar bir yapı içerisinde doğal olanı bulmaktır. Değerler kendi anlayışları içerisinde kurumlaştırılırsa gerçek niteliklerini hem korur, hem sürdürürler.” İ. Kadir Kılıç: “Yaşamak, her insanın doğal hakkıysa, anadilinde eğitim yapmak da bununla özdeştir.” Gül Bozkurt: “Bilimsellik korunarak Türkçe içindeki küçük dillerin de su yüzüne çıkmasından yanayım fakat içimdeki endişe anadilde eğitim konusunda çok da demokrat ve özgür düşünmemi engelliyor.” Musa Gökhan: “Eğitim ve öğretimi en iyi şekilde yürütmek ancak insanların anadillerini kullanmalarıyla mümkündür.” Muhammet Kocakaya: “Ben Kürt meselesi olduğuna inanmıyorum. Türkler öz ve öz Türk’tür. Kürtlerin konuştuğu toplam üç bin kelime vardır.” Adil Güneşer: “Anadilinde eğitime hayır demek, bilime ve insan haklarına hayır demektir.” Necati Kur: “Anadilinde eğitim kadar doğal bir şey olmasa gerek.” Adı saklı: “Dil eğitimi ve öğretiminde o dilin dilbilgisi, etimoloji ve sentaks gibi özelliklerinin tam olarak bilinmesi ve bu için uzman, duyarlı, gözlemci ve dikkatli kişilerce yapılması gerekir.” Özden Bilgin: “Anadilinde eğitim yapmak herkesin insan hakkıdır. Bu hakkı biz eğitimciler de savunmalıyız.” Veysel Bilgin “Anadilinde eğitimi insanlık hakkı, demokratik hak olarak görmek gerekir.”  Ali Yeşil: “Anadilinde eğitim her insanın en doğal hakkıdır.” Tuncer Aksu: “İnsanları eğitmek, onlara anadili öğretmekle başlar.” Hüseyin Hızal: “Etnik kimliklerini günümüze değin taşıyabilmiş bir halkın kültürel kimliklerinden soyutlanmaya çalışılmasından olumlu bir sonuç alınamayacağı gibi, çağdaş bir suç da işlenmiş olur.” Celalettin Yılmaz: “Bana göre, insanlar ne olursa olsun Türk, Kürt, Hıristiyan, kendi anadili ile konuşmalı, yazmalı.” Ahmet Hasançebi: “Bütün dünyada azınlıklar meselesi ve bunların anadilde eğitimi savunulurken ülkemizdeki azınlıkların ve Kürtlerin anadillerinde eğitimi kaçınılmazdır.” Metin Atagün: “İnsanların en iyi şekilde yetişmesi için insanoğlunun en iyi kullandığı dilde eğitim imkânına sahip olmasıyla mümkün olacağı inancıyla, hiç kimsenin bu olanaktan yoksun bırakılmasının yanında olmak mümkün değil.” Süleyman Ekim: “Anadilde eğitim hakkına Türkiye’nin zenginliği olarak bakmak gerek.” Bilal Dilber: “İyi bir öğrenme, anadilinin anlatım olanaklarıyla mümkündür. Eğitim hakkını ‘Anadilde eğitim hakkı’ olarak anlamak gerekir.” B.A: “Anadilde eğitim, anadilde hak eşitliği önemlidir.” Bingöl’den bir öğretmen: “Bir dili ve kültürü bastırmaya, sindirmeye çalışmak ne insanlıkla, ne de demokrasiyle bağdaşır. Kürtçe üzerindeki asimilasyonun kaldırılması zamanı artık gelmiştir.”   Dosyada konu ile ilgili iki makale de yar alıyor. Eğit-Der Genel Sekreter yardımcısı Doğan Gülmez, “İki Dilde Eğitim Zorunludur” başlıklı yazısında Almanya’daki uygulamalardan çıkan dersleri anlatıyor. Mehmet Bayrak da “Kürtler ve Anadilde Eğitim” yazısında Kürtler için kendi dillerinde eğitimin hâlâ tartışılıyor olmasını “utanç verici” olarak niteliyor. “İlkokuldan üniversiteye kadar en sonlarda seyreden Kürt çocuklarının ve gençlerinin tümü mü geri zekâlı?” diye sormaktadır.   Dosyanın son yazısı “Öğretmen Örgütleri ve Anadilde Eğitim”e ayrılmıştır. Yazıda, dayaksız eğitim, demokratik eğitim, pratik eğitim gibi doğrudan doğruya bir eğitbilim ilkesi olan anadilinde eğitimi öğretmen örgütlerinin programlarına almaları önerilmektedir.  (18 Eylül 2014)
Devamını oku...
 
Rıza Tüccarları ve Çarşı Gibi, Erkan Kılıç Gibi Bazı Nezaketsizler… Yazdır E-posta
Yazar Gaffur Yakınca   
Cuma, 19 Eylül 2014
Nezaketsiz işçiler otoyolu tıkama kabalığını gösterirken !

Nezaketsiz işçiler otoyolu tıkama kabalığını gösterirken !

Havuz Gazetecileriyle Demirtaş’ın Ortak Üslubu…

Ölen kardeşlerimizden birinin babası başbakanlıkta oturan “stratejik bekçiye” hak ettiği yanıtı vermiş, “oğlumu siz öldürdünüz hesabını soracağım” demiş. Derinlik uzmanı islamcı beyefendi ne yanıt verdi bilmiyoruz, ihtimal, yüzüne şamarı yiyen her muktedirin yaptığı gibi önce apışıp kalmış sonra da yağıp gürlemiştir.

Ama bu işin derdi havuzun gazetecilerini sarmış, patronun sinirleri bozulur da önümüze attığı kemiği keser diye korkuyorlar zahar, oğlunu kaybeden babaya atarlanıyorlar. Çeşit çeşit konuşanı var da bir tanesi özellikle “değişik”. Bıyıkları yeni terlemiş bu havuz yavrusu  “başbakan adam yerine koymuş aramış, böyle konuşmak nezaketsizliktir” demiş. Bu tip adamların türemesi sayesinde gazetecilik mesleği tıpkı faşistlik ve pezevenklik gibi kartvizite yazılması yakışık almayan işlerden biri haline geldi. Onun için, dünya gözüyle Şamil Tayyar’ı  gören bizler bu kısma şaşırmıyoruz. Burada asıl ilginç olan nokta “nezaketsizlik” sözcüğü. Ulan diyorum ben bu sözü nereden anımsıyorum,  biraz düşününce çıkardım, alkışçı Selo’nun tarzı değil mi bu? Allah allah, ne ilgisi var bu şeref mahrumu beslemelerle bizim Selo Başgan beyin?


Devamını oku...
 
TAYYİP ERDOĞAN PSİKOPAT DEĞİLDİR! Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Cuma, 19 Eylül 2014
19 Eylül 2014
 
Sayın Recep Tayyip Erdoğan Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra kurulan Yeni Türkiye’ye uyum sağlayıncaya değin yazmama kararındaydım. Yazsam, eski alışkanlıkla ve kadir bilmezlikle çok sayın Erdoğan’ı kötülemiş olurdum. Henüz uyum sağlayabilmiş değilim ama HaberTürk gazetesinde bir köşe yazısına rastlayınca yazmadan edemedim.
Efendim Dr. Neva Çiftçioğlu Banes, HaberTürk’teki köşesinde “Psikopat” başlığı altında Amerika Psikiyatri Derneği’nin bir makalesinden söz etmiş. Bu makaleye göre psikopati, en tehlikeli kişilik bozukluğu. Çünkü, kişileri yönlendirmede, olayları manipüle etmede psikopatların üzerine yok. Zeki ve kurnaz olmanın yanı sıra hiç utanmadan yalan söylüyorlar, yetenekli olmadıkları halde kendilerini çok başarılı şekilde pazarlıyorlar. En çok dikkat çeken bir özellikleri de aslında hiç duygulanmadıkları halde, gözyaşı dökerek ağlayabilmeleri.
Devamını oku...
 
NATO’NUN YENİ ORTADOĞU SEFERİ Yazdır E-posta
Yazar Yavuz Alogan   
Pazartesi, 15 Eylül 2014
           
ABD’nin, elini kirletmeden havadan sürdüreceği yeni Ortadoğu seferi ile Rusya’ya  uyguladığı askeri baskının yeni  evresi çakıştı. Basite indirgemek gerekirse: Rusya’yı Ukrayna’da sıkıştırırken, Irak ile Suriye’yi şekillendirmeye çalışacak.
    ABD’yi Suriye’ye saldırmaktan caydıran iki olay olmuştu. Birincisi, Rusya’nın kararlı tutumu ve krizin en kritik  anlarında Doğu Akdeniz’e savaş gemisi göndermesi; ikincisi, Rusların Suriye topraklarında kurdukları radar sisteminin bir Türk uçağını düşürerek  etkin olduğunu kanıtlaması. Savaşın kapıda olduğu bir anda, Abdülfettah El-Sisi ABD’nin Suriye’ye saldırması halinde Süveyş Kanalı’nı kapatacağını  ilân etmiş,  İran ise Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini düşünerek Rusya’yla  bir blok gibi görünmüştü.
   
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 12 / 1980
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 2513
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 17533019
Syndicate
 
left
Top! Top!
right