left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 April 2014
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
MUSTAFA KEMAL : 23 NİSAN NEDİR NE DEĞİLDİR.. Yazdır E-posta
Yazar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK   
Tuesday, 22 April 2014
Efendiler.
Büyük Millet Meclisi'nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara'ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları oimuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken, bir taraftan da Ankara'da toplanmakta olan ve genel durumu daha iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis'in toplanamaması gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini, düşünüyordum. Bunun için Meclis'in açılmasında acele ediyordum. Nihayet, gelebilmiş oian milletvekilleriyle yetinerek Meclis'in, Nisanın 23' üncü Cuma günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün memlekete yaptığım tebligat metnini, o günün duygu ve düşüncelerine ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum.


Telgraf : çok ivedi
Ankara'ya acele yazı gönderilmesi Ankara, 21.4.1920
Kolordulara (14' üncü Kolordu Komutan Vekilliğine), 61'inci Tümen komutanlığına, Refet Beyefendi'ye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey'etlerine, Belediye Başkanlıklarına

1- Tanrının lütfuyla Nisanın 23' üncü Cuma günü, cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
Devamını oku...
 
Dedeler, Torunlar, ‘Bizim Ermeniler’ ve Lobiler – I * Yazdır E-posta
Yazar Özge L. İspir   
Monday, 21 April 2014
“Ver Ermeni’yi bana onu öldürmeliyim ben. Cennete gideceğim. Bu Ermeni’yi de öldürürsem benim sayım tamam olacak. Cennete gideceğim. Ver onu bana da sevabıma gir.”  Yaşar Kemal- Yağmurcuk Kuşu                                              
BgtVG0RCIAEbO_g

                                                     

Dedem ve annesi Saadet Hanım

 Ermenilerin “yokluğunu” öğrendiğimde okula gitmeyecek kadar küçüktüm. Annemin kuşaklar boyu molla tedrisatından yetişme ailesi ile babamın seküler ailesi arasındaki kültür çatışması olmasaydı ve bir gün sokakta oynarken molla olan dedem beni yanına çağırıp dini bilgiler sınavına çektikten sonra diğer dedemi kastedip müstehzi bir ifadeyle “Git o Ermeni dölü dedene söyle sokakta oynamana izin vereceğine sana biraz Allah-kitap öğretsin” diyerek bir el hareketiyle yanından kovmasaydı, muhtemelen daha geç öğrenecektim. Eve gelip “Ermeni dölü ne demek?” diye sorduğumda ertesi gün tebdil-i kıyafet Allah-kitap eğitimine yollanınca çocuk aklımla Ermeni’nin na-mütedeyyin demek olduğunu kodlamış olmalıyım ki evimize gelen ve na-mütedeyyin gördüğüm misafirlere “Sen de mi Ermeni dölüsün?” diye sormaya başlayınca tüm aileme şok etkisi yapan gaflarımı engellemek için annem Ermeni’nin ne demek olduğunu açıklamaya karar verdi; “Ermeniler de bizim gibi Allah’a inanıyorlar. Tek farkları Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmiyorlar, Hz. İsa’ya inanıyorlar. Saadet babaanne eskiden Ermeniymiş” diyerek büyükbabaannem Saadet hanımın eskiden Ermeni olduğunu söyledi.

Devamını oku...
 
Roboski’nin Hesabını Soracağız! Ben, Sırrı bi de Hakan Fidan :) Yazdır E-posta
Yazar Deli Gaffar   
Saturday, 19 April 2014
http://deligaffar.files.wordpress.com/2014/04/sirri.jpg
 
Üçümüze bakın, kime güveneceğinizi siz seçin :) Ama üçümüz arasından Sırrı Sakık’a daha iyi bakın. Alelade bir faşistle arasında üç-beş parmak fark vardır. Çok mu sert geldi? Keşke deli bozuk uyduruyor olsam. Bakın şu sözler Sakık beye aittir, meclis kürsüsünden söylenmiştir  : Sonradan bu ülkeyi kendisine vatan edenler, Kafkaslardan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Haddinizi bileceksiniz.” 2010 yılında da tüm BDP nüfus sayımında etnik kökenin sorulması için görüşme teklifi vermişti. Bir adım sonrası nüfus kağıtlarımıza milliyetlerimizin de yazılması olacaktı herhalde. Bu etnik kökenler belirlensin önerisi mecliste tartışılırken Eskişehir  milletvekili Tayfun İçli’nin “bu kafatasçılıktır, gençliğimizde bunu yapanlara “faşist” diyorduk  demesi üzerine Sırrı bey Tayfun İçli’yi dövmek üzere yerinden kahramanca fırlamış o güzel dudaklarından dökülen “siktir git” sözü de tutanaklara inci gibi dizilmiştir.
Devamını oku...
 
Bir 23 Nisan Yazısı: İNSAN VATANINI NİÇİN SAVUNUR? Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Saturday, 19 April 2014

 

 

1877’de 115 mebusla başlayan parlamento geleneğimizde 23 Nisan 1920 Meclisinin çok önemli bir yeri olduğu ortadadır. 23 Nisan 1920’den önce toplanan altı meclisin başta gelen görevleri, Osmanlı ülkesinde yaşayan milliyetleri bir parlamento çatısı ve Osmanlı milliyetperverliği çevresinde toplayarak imparatorluğun dağılmasına engel olmak, padişahın yetkilerini kısıtlayarak bütçeyi denetlemek, İdare usullerinde reform yaparak Avrupa’nın beklentilerine cevap vermekti.

1877’den sonra Türkiye, birçok savaşlara girdi fakat bu dönemde toplanan altı Meclis’ten hiç birinin asıl görevi vatanı savunmak için gerekli çareleri düşünmek değildi. Zira Türkiye’nin yaşadığı en geniş çaplı, korkunç ve imparatorluğun yapısını baştan ayağa değiştiren Birinci Dünya Savaşı’nda Meclisi Mebusanın karar verici ve savaşı yönlendirici bir rolü olmamıştır.

Devamını oku...
 
KARAOĞLAN’DAN UZUN ADAM’A Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDRIM   
Thursday, 17 April 2014

 

 

Türkiye Enerji Su ve Gaz İşçileri Sendikası TES-İŞ üyesi işçiler enerji santrallerinin ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı direnişlerini bugünlerde Ankara caddelerinde sürdürüyorlar. “Özelleştirmeye, talana ve yandaş rantına karşı” Kurtuluş Parkı’nda nöbet tutan işçiler coplanıyor, gazlanıyor. Sosyalist partiler, HDP ve bazı CHP milletvekilleri dışında sahip çıkanları yok.

Hafta başında Kızılay meydanında bildiri dağıtıyorlardı. Bildirinin başlığı “ÖzelLEŞtirme Yağma Talan ve Soygundur!

Son derece çarpıcı ve açıklayıcı bir başlık. Özelleştirmenin nasıl bir yağma ve soygun olduğu konusunda kısa sohbetin ardından bildiriyi elime tutuşturan işçiye sordum:

— Şikâyet ettiğiniz AKP hangi sendikanın genel merkezinde kuruldu?

Yanıt veremedi. Ben söyleyince acı acı gülümsedi.

Devamını oku...
 
Hak_Par, HüdaPar, BDP ve AKP Yazdır E-posta
Yazar Hamid Omer   
Monday, 14 April 2014

 

Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par)

Kemal Burkay başkanlığında 2014 Yerel Seçimlerini geride bırakan Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par), Burkay imzalı ilk değerlendirmesinde “Partimiz bu seçimde geniş bir alanda aday gösterdi ve dar olanakları ölçüsünde aktif bir çalışma yürüttü.” diyerek başarılı olunduğunu ima etti. Başarının inanç, kararlılık ve uzun soluk isteyen bir iş olduğunun belirtildiği açıklama bir anlamda 'zorunlu' bir gereklilikten öteye gidemiyor. 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) henüz kesin ve resmi sonuçları açıklamadı ancak Kemal Burkay da Kemal Kılıçdaroğlu da kendi memleketlerinde arzuladıkları başarıyı yakalayamadılar. Kemal Burkay'ın “uzun soluklu” derken neyi ve hangi zamanı işaret ettiğini anlamak için kesinleşmeyen sonuçlarda Hak-Par'ın aldığı oy oranlarına bakalım.

Devamını oku...
 
“BİZİM HALKIMIZ ZATEN KOMÜNİSTTİR!” Yazdır E-posta
Yazar Zeki Sarıhan   
Monday, 14 April 2014

 

 

30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye Komünist Partisinin adayı 44 yaşındaki sağlık memuru Fatih Mehmet Maçoğlu, Tunceli’ye bağlı Ovacık ilçesinin belediye başkanı seçildi. Gazete ve televizyonlar, bu haberi “Türkiye tarihinde ilk komünist belediye başkanı” diye verdi. Doğrudur, Komünist adını taşıyan bir partiden, kendini komünist ilan eden (daha doğrusu komünist olduğunu saklamayan) ilk belediye başkanıdır o. Fakat gerçekte, komünist olan ilk belediye başkanı mıdır? Bağımsız olarak Belediye başkanlığını kazanan Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in komünist olmadığını kim ileri sürebilir.

Yalnız Fikri Sönmez mi? Türkiye’nin yakın tarihinde komünist bir ruh taşıdığı halde, bu sıfatı kullanamayan başka belediye başkanları yok muydu? "Günahlarını almış olmayayım" ama Ankara Belediye Başkanlarından Vedat Dalokay’ın da öyle olduğu kanısındayım. Geçen dönem Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın da hakkını yemeyelim. Bizde “komünist” kavramı uzun yıllardır yasak ve lanetli olduğu için pek çok aydın bu sıfatı kullanamadı. Bu nedenle Ovacık Belediye başkanı için “Türkiye’nin ilk komünist belediye başkanı” demek yanlıştır.

Devamını oku...
 
Nur SÜRER: MİRZABEYOĞLU VE SARP KURAY’IN YARGILANMASI HUKUK KATLİAMIDIR Yazdır E-posta
Yazar ADIM dergisi   
Sunday, 13 April 2014

-Nur Hanım, eşiniz devrimci Sarp Kuray’ın yargılanma sürecini kısaca anlatabilir misiniz?

-Tabi. Sarp, 12 Eylül darbesini bir biçimde haber aldığında, yani bir iki ay sonra darbe olacak diye yurt dışına çıkıyor. 13 yıl mülteci olarak yaşıyor Fransa’da. Sonunda, yani seksenlerin sonunda örgütün artık gereksiz olduğuna karar veriyor ve silahlı mücadelenin hiçbir işe yaramayacağına kanaat getirdikten sonra örgütü feshediyor. Bildiğim kadarıyla Yunanistan’da oluyor bu toplantıları ve Türkiye’ye dönmeye karar veriyor. Yani ilerde belki legal siyasetin içinde olabilirim falan düşüncesiyle, geldiği zaman üç buçuk dört aya yakın cezaevinde kalıyor. Ve ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Bu serbestliği 16 yıl sürdü, 16 yıl sürekli yargılandı. İlkinde beraatle sonuçlandı, Yargıtay’dan geri döndü, beraat olmaması gerekiyor diye. İkinci defa verilen ceza 168’den, silahlı çete kurmaktan, o da Yargıtay’dan geri döndü. Sonunda, yani eskinin idamı, yani idam kaldırıldığı için...

Devamını oku...
 
HANGİ HUKUK? Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Saturday, 12 April 2014
 
 
Hukuk deyince devletler hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, borçlar hukuku, idare hukuku, özel hukuk, kamu hukuku gibi kavramlar akla gelirdi.
Bir de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilmek için iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğinden söz edilirdi.
Meğer bir de “milli hukuk” varmış.
Söyleyenin adını anmaya değmez, gerçekten değmez. Kırpık bıyıklı malum kişi diyelim.
Anayasa Mahkemesi (nasıl olduysa) twitter yasağını “ifade özgürlüğünün ihlali” sayınca, malum kişi esmiş gürlemiş. Twitter’in yabancı şirket olduğunu, AYM’nin yabancı şirketin ticari çıkarları ile Türkiye’nin milli ahlaki değerleri arasında tercih yaptığını söylemiş; “Milli bulmuyorum, saygı duymuyorum” diye vurgulamış.
Devamını oku...
 
O...YATACAK YERİ YOK Yazdır E-posta
Yazar Seymour M. Hersh   
Tuesday, 08 April 2014


 Dünyaca saygın Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour M. Hersh'in London Review of Books sitesinde yayınlanan "The Red Line and the Rat Line" başlıklı makalesinde Guta'daki kimyasal saldırının ardında Erdoğan hükümetinin olabileceğini iddiasıy Türkiye'yi sarstı.

 
2011 yılında Barack Obama, meclise danışmadan, Libya’da müttefik bir askeri müdahaleye öncülük etmişti. İddialara göre geçtiğimiz ağustos ayında, Şam’daki Guta bölgesinde sarin kimyasal saldırısı gerçekleşti. Obama, 2012 yılında kimyasal silah kullanımı ile ilgili “kırmızı çizgiler” konusunda Suriye hükümetine gözdağı vermek istedi ve hava saldırısı başlatmaya hazırlandı. Planlı bir müdahaleye geçmeden kısa bir süre önce, müdahale için kongre onayı aramaya başlayacağını duyurdu. Obama, Esad’ın kimyasal silah kullanımını Rusya aracılığında terk edeceği yönündeki vaatlerini kabul etti. Kongre oturumundan sonra saldırı ertelendi ve sonunda iptal edildi. Peki Obama saldırıyı neden erteledi ve Libya konusunda çekingenlik göstermezken, Suriye mücadelesinden neden vazgeçti? Cevap, kırmızı çizgileri dayatan yöneticiler ile savaşa girmenin adaletsiz ve yıkıcı olduğunu düşünen askeri liderler arasındaki çatışmanın altında yatıyor.
Devamını oku...
 
Diktatörün Kıllarından Önce Kendi Çıbanlarımızdan Başlamak ! Yazdır E-posta
Yazar Deli Gaffar   
Monday, 07 April 2014
Resim : Alex Lavrov'dan "All the Wonderfull Toys 2013"

All the Wonderfull Toys 2013 – Ressam : Alex Lavrov

Deliyim ama biraz tababet bilgim var, eh eksik olmayın sayenizde siyaset de tahsil ettim. Müsadenizle seçim analizlerime devam edeyim. Efendim çıban, bilindiği üzere mikrobik bir yapıdır, vücudu tutuğu yerde iltihap ve irin oluşturur ve kurtulmanın tek yolu da kurutmak ya da kesip atmaktır. Çıban umumiyetle kaba et ya da sırt gibi yaşamsal işlevi olmayan yerlerde çıkar ancak öylesine rahatsız edicidir ki bütün bünyenin fonksiyonlarını sekteye uğratabilir.

Diktatörlüğe karşı mücadelemizde bizi en çok engelleyen unsur işte bu kıçımızdaki çıbanlardır. Onun için diktatörün kıllarına kafayı takmaktan ziyade kendi çıbanlarımıza odaklanmamız, bunlardan kurtulmaya bakmamız gerekir. Misal, Oral Çalışlar böyle bir çıbandır işte. İlk bakışta solcu, soldan ekmek yemiş, yemeye devam eden bir adamdır, çağdaştır, demokrattır, şudur budur.. Ekmeği bizden yer, ama hizmeti AKP’yedir.  Ufuk Uras çıbanların başka bir örneğidir. Solcudur, demokrattır, muhaliftir, carttır curttur ama rakı kadehlerini diktatörün şerefine tokuşturur.  AKP’nin sofrasına teşrif eden yol düşkünü aleviler böyleleridir, AKP’li belediyelerle içli dışlı ilişkileri olan sözde CHP’li BDP’li müteahhitler bunlardır, AKP’nin İzmir, Kadıköy, Beşiktaş vs. bölgelerde vitrine çıkardığı adamları böylesi çıbanlardır. Özellikle çağdaş, demokrat, beyaz, bıyıksız, sarışın, şık giyimli, yüksek topuklu falan falonlardır.. Zaten AKP ya da CHP’de siyasete girmiş olmaları onlar için sadece bir kader-kısmet meselesi gibidir. Örneğin bunlardan biri diktatörün kapısından def edilince mecburen bu tarafa geçmiş ve başka bir zanaatı olmadığı için uygun bir çıban kadrosu kollayan Ertuğrul Günay’dır.

Devamını oku...
 
Sen “MİLLİ İRADEYİ TEMSİL” ediyorsun. Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Wednesday, 02 April 2014

Hikmet Kıvılcımlı’nın Yarım Yüzyıl Önce Bugün İçin Yazdığı Bir Yazı

 Kivilcimli-sepia-kal.jpg

Yarım Yüzyıl önce Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye’nin Ekonomi ve Politikasına yönelik olarak 1965’teki seçimler vesilesiyle yaptığı analizi aktarıyoruz. Sanki bugün için yazılmış gibi.

Yarım yüzyılda hiçbir şeyin değişmediği çok daha iyi görülüyor.

Bugünkü Türkiye’nin ekonomi temeli ve politikasını anlamak için nefis bir yazı.

Ayrıca edebi olarak da tadına doyum olmaz bir yazı, ama bazı lezzetleri tadabilmek belli bir gayret gerektirir.

D.K.

31 Mart 2014 Pazartesi

Neden Böylesine Coşarlar?

Hikmet Kıvılcımlı

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 12 / 1940
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 2468
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 13211640
Syndicate
 
left
Top! Top!
right